20 Mart 2012 Salı

şarkı..

        Yağmur başlamış, okul çıkışındaki kalabalık bir anda kaybolmuştu. Zorunlu eğitim o sene sekiz yıla çıkarılınca ilkokulların önündeki kalabalık, ortaokullara taşınmıştı.

        Oğlanla kız, okulun karşısındaki büfenin bankına oturdular. Zaman zaman arkadaş gruplarıyla okul çıkışlarında burada oturup laflarlardı. Oturdukları yer onları yağmurdan tam olarak korumuyordu ama yine de ıslanmıyorlardı.

⸻⸻

        Hava sakinleşince her cuma gittikleri kafeye doğru yürümeye başladılar. Fazla konuşmuyorlardı. Yaşıtlarının aksine aralarında yaptıkları o büyük sohbetler, artık yerini tartışmalara ve kavgalara bırakmıştı. Esas oğlan bu yüzden konuşmaktansa susmayı tercih ediyordu.

        Aklına kafeye ilk kez yürüdükleri gün geldi.

        Mutlulukları, kahkahaları, heyecanları…

        Esas kızın en yakın arkadaşı, evinde düzenlediği doğum gününe esas oğlanı da çağırmıştı. Birbirlerinden ne kadar hoşlandıklarını ilk kez orada, herkesin içinde söylemişlerdi.

        Esas oğlan yavaş adımlarla yürürken her anı, yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle hatırladı.

⸻⸻

        Kafeye geldiklerinde her zaman oturdukları, duvar kenarındaki masaya geçtiler. Hemen üzerlerinde, kırmızı elbiseli bir kadın portresi asılıydı.

        Esas oğlan içecek bir şeyler almak için gitti. İki kahveyle döndü. Sonra esas kıza:

        “Karnın aç mıydı?” diye sordu.

        Bu soru için geç kalmıştı.

        Derslerden, evdeki sıkıntılardan konuşmaya başladılar. Ortada bir tartışma yoktu. Günlük konular bittiğinde esas oğlan, kırmızı elbiseli kadına uzun uzun baktı.

        Aklında yine bir yolculuktaydı. Kim bilir kaç sene sonrasını, hangi olayı, hangi hayali yaşıyordu… Ne zaman kendisini mutsuz hissetse uzaklara giderdi.

        O gün kafeye onlardan başka kimse gelmedi. Belki de arkadaşları onları özellikle yalnız bırakmıştı.

        Esas oğlan, esas kızı sesini çıkarmadan dinledi. Dinliyor ama duyduklarının hiçbirine anlam veremiyordu sanki.

        Yol ayrımından kaçıyordu…

⸻⸻

        Esas oğlan çantasından Walkman’ini çıkardı. Kaseti ileri geri sardı. Esas kıza bir şarkı dinletmek istiyordu.

        Kız kulaklıkları takıp şarkıyı sessizce dinledi. Sonra eli paltosunun cebine uzandı. Gözlerinden süzülen yaşları silmek için mendilini arıyordu.

        Şarkı bittiğinde Walkman’i usulca masanın üzerine bıraktı. Oğlan, onun bir şey söylemesini bekledi.

        Karşılıklı sustular.

        Esas oğlan ceketini alıp bir hışımla kalktı, kafeden çıktı. Sahile doğru hızlı adımlarla yürüdü. Sinirlendiğinde hep yavaş olan adımları, delirmişçesine hızlanırdı.

        Deniz kenarında bir süre soluklandıktan sonra kafeye döndü. Kız, oturdukları masada yoktu.

        Kafenin sahibine:

        “Gitti mi?” diye sordu.

        “Senden sonra hemen çıktı,” cevabını aldı.

        Emindi. Kız, onun tam aksi yönüne, kendi evine doğru gitmişti…

⸻⸻

        Yıllar sonra kafenin bulunduğu sokağa girdim. Şehirle birlikte yollar, kaldırımlar ve dükkânlar değişmişti. Tabii ki kafe de…

        Ellerim cebimde, bütün sokağı bir başından öteki başına yürüdüm.

        Bu kez geçmişe doğru bir yolculuktaydım. Dilimde o şarkıyı mırıldanıyordum:

        “Söz vermiştin bana, yanı başımda yaşlanmaya…”

7 Mart 2012 Çarşamba

can..

        Gözlerimi açtığımda aklıma ilk gelen sendin. Sonra bebeğimiz…

        Sanki kimsenin sizi duymasını istemiyordum. Başınıza bir şey gelir diye sustum.

        “Neredeyim ben?”

⸻⸻

        “Nasıl oldu?” diye sorduklarında:

        “Hatırlamıyorum,” demiştim.

        Gerçeklerden kaçmak çözüm değildi. Oysa her şey gözümün önündeydi:

        O araba, tır, kaza…

        Sen uyuyorsun diye hızlanmıştım. Uyanık olsan beni mutlaka uyarırdın. Taşıdığın Can’ımızı o anda nasıl düşünemedim, bilmiyorum…

⸻⸻

        Önümde giden arabaya sinir olmuştum. Otele bir an önce varmak istiyordum. Uykum gelmiş, uzun yolculuktan sıkılmıştım.

        Yokuşun sonuna az kalmıştı.

        Beklemedim.

        Oysa bu tatili ne kadar beklemiştik. Kaç saat boyunca yapacaklarımızı planlayarak yolculuk etmiştik…

        Karşıma kocaman bir tır çıktı.

        Kaçamadım.

        Havada sekiz takla attık. Ellerimle karnını korumaya çalıştım.

        “Ne olacaksa bana olsun,” dedim.

        Çaresizdim…

⸻⸻

        Beni gördüğünde ağlamaya başladın. Ağrıların çok olduğu için uyutuluyordun. Gözyaşların bizim için miydi, yoksa acılarından mıydı, bilemedim.

        Öylece seni seyrettim. Saçlarını okşadım, seni öptüm, kokladım.

        Çok şükür seni kaybetmemiştim…

⸻⸻

        Senden önce iyileşmek istemiyordum. Bizim aceleci yanımız hep sendin. Her şeyin hemen olmasını isteyen, durmadan oradan oraya koşan, sevdiği şeyler için çocuk gibi heyecanlanan…

        Ben ise hep omzundan tutup sürüklediğin uyuşuk yanımızdım.

        Kalbimin hızlı yanı hep sendin. Ne zaman hızlı atmaya başlasa bir yerlerde sen olurdun…

⸻⸻

        Hastaneden çıktığımızda konuşmuyordun. Sanki ilk zamanlarda benim yaptığım gibi bizi bir gizliliğe mahkûm etmiştin.

        Kim bilir, belki de bilmediğin bir yerde içinden beni suçluyordun. Oysa uyuyordun, hiçbir şeyi görmemiştin ki…

        Can mı görmüştü her şeyi?

        O mu anlatmıştı sana?

        Hiç bilemedim…

⸻⸻

        Dört sene bitmişti.

        Bir gece yatakta onu ne kadar sevdiğini, nasıl bir çocuk olduğunu, onunla her şeyi nasıl konuştuğunu uzun uzun anlattın bana.

        Siyah saçlarını, simsiyah gözlerini, kapkara bir afacanı…

        Boğazım düğümlenmişti de tek kelime edememiştim.

        Doktorun sözleri geldi kulağıma:

        “Kazadan dolayı bundan sonra çocuk sahibi olmanız mümkün değil.”

        Bütün gece o fısıltı kulağımdan gitmemişti…

⸻⸻

        Yurda senden habersiz gitmiştim. Can’ı o gün gördüm. Bütün gün oyun oynadık, konuştuk. Siyah gözlerine dalıp dalıp gittim.

        Sonra ikinizi el ele düşündüm.

        O gece anlattığın oğlan buradaydı işte…

        Sizi ilk tanıştırdığım gün yanılmadığımı anlamıştım. Gözlerimden akan yaşlar mutluluk taşıyordu. Yükleri her geçen gün biraz daha ağırlaşıyordu.

        Can bizim oğlumuz olduğunda kocaman bir dünya olmuştu…

⸻⸻

        Şimdi üstünü örttüğümüz Can’ımız…

        Kimin kanından geldiğinin, kimden olduğunun ne önemi var?

        Kalbimizdeki sevgi var ya…

        İçimizdeki sonsuz Can kadar…