Güneş doğmadan uyandım. Yattığım yerden kırmızı ışıklı saati seyrettim. Sayılar yavaş yavaş değişiyordu. Zaten son zamanlarda çalar saatin sesini de unuttum.
Kocaman bir boşluğun içindeyim.
Güneşle birlikte her şey belirginleşti. Değişmeyen tek şey bendim.
Hüzünlü bir günün başlangıcı…
⸻⸻
İşe giderken durmadan yağan yağmur… Önüne ne varsa katıp götüren küçük seller… Kim bilir, bu yıkımlarda kaç hayat birbirine karışıyordu?
İçime, yokluğumun tam ortasına çektiğim dumanlar…
“Takside sigara içmek yasak!”
Yasaklarsa hep yok sayılıyor.
Yan arabadaki çift gözlerini bana dikmiş. İnsanların hayatına burnunu sokan insanlar…
Kafamın içinde yürüdüğüm upuzun yollar… Islak yerlerde dengemi kaybettiğim, “Geldik,” sözüyle bölünen ama aslında hiç bitmeyen yollar…
Şirketin kapısında son bulan yolculuklar…
⸻⸻
Denizle yağmurun kucaklaşması…
Birbirine çok benzeyen iki kahramanın gözlerimin önünde sarılması. Yılda onlarca, yüzlerce kez yaşanan bir şey. Her defasında sanki ilk kez kavuşuyorlarmış gibi gerçek…
Kavuşmalar…
Bizim de başımıza gelecek mi diye durmadan düşündüğüm, gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini hiç bilmediğim kavuşmalar…
Deniz olup yağmuru hayal ettiğim…
⸻⸻
Şirkete erkenden geldim. Son zamanlarda çok çalıştığım söylenemez ama erkenden koşturuyorum, evden kaçarcasına.
Kaçtığım sen misin?
Hayır!
Hiç sanmıyorum.
Asıl ben hep sana doğru koşuyorum!
Camın önünde bir sigara daha yaktım. Dumanı bomboş ofise, yoklukların tam ortasına doğru üflüyorum.
Camdan yalnızca yağmuru görüyorum.
Baktığım her yerde yağmur!
Yoksa denizi mi kaybediyorum?
⸻⸻
Kâbustan uyandım. Bu aralar karmakarışık rüyalar görüyorum. Gün henüz aydınlanmamış. Sırtını bana dönmüş, uyuyorsun. Nefesini duyuyorum.
Sana sarılıp uyumaya devam etmek istiyorum.
Rüyalardan korkuyorum.
Kahrolası kâbuslar…
Sonunda uykuya yenik düşüyorum.
Çalar saat çalıyor. Gözlerimi açıyorum.
Elimi tutmuşsun.
Güneş içeri doluyor.
Mutlu bir günün başlangıcı…