Telefon çaldığında sakin sakin konuştum. Oturduğum yerde bir süre öfkelerini, kızmalarını, gülümsemeni, yüreğini, çocukluğumu düşündüm.
Kelimelerin etkisindeydim.
Kalkıp duşa girdim. Duyduklarımdan arınmak istercesine…
“Belki böylesi hepimiz için daha iyi olur,” diye düşünüyordum.
Öyle olmadı.
⸻⸻
Vapurla ilk kez karşıya geçmiştim. Meydandan sana doğru yavaş adımlarla yürümüştüm. Sana gelmek ilk kez bu kadar yormuştu beni.
İçeri girdiğimde uyuyordun. Sessizce yanına oturup seni uzun uzun seyrettim.
İnsanın en masum olduğu an, uyuduğu anmış…
⸻⸻
Hastane koridorunda, sanki kordon boyunda yürür gibi yürüyüş yapardık. Dışarı baktığımızda yine aynı deniz… Elimizi uzatsak sanki tutacaktık.
Hani camın önünde yediğimiz o tatsız tuzsuz hastane yemeğinin yanında rakı olsa neredeyse iki duble yuvarlayacaktık…
⸻⸻
Son kahvaltımızı balkonda ettik. Salçalı ekmeğini yedin. Boğaz’dan geçen gemileri seyrederken oradan buradan sohbet ettik.
Zamanı mı sayıyordun, bilmem ama:
“Ayın kaçı?” diye sordun.
Biz çıkarken vedalaşmadık.
Sen kaldın, biz gittik…
⸻⸻
Telefon çaldığında heyecanlı heyecanlı konuştum. Deliye dönmüştüm, hiçbir şey düşünemez hâldeydim. Koşarak yanına gelmek istiyordum.
Hastaneden içeri girdim. O anda sanki zaman durdu. Dört duvarın arasında herkes kayboldu. Yalnızca orası değil, sanki bütün dünya başıma yıkılıyordu.
Biz gelmiştik ama sen gitmiştin…
⸻⸻
Vedalaşmalar bu şehirde iskelede olur.
Bir gemi Boğaz’da süzülür. El sallarsın arkasından, o da yavaş yavaş uzaklara gider.
Kordonda yapayalnız yürürsün. Ayrılık anları düşer aklına.
Artık bilirsin:
Bazı gidişlerin asla dönüşü olmaz…