8 Mayıs 2013 Çarşamba

çark..

        Beşinci sene…

        Sabahtan beri havada bir sıkıntı var. Her yer gri. Masamdaki takvim olmasa belki de bugünü unutacaktım. Unutmak istediğimden değil… Acılar hiçbir zaman değerini yitirmiyor ki.

        Kalbinde küçüldüğünü sanıyorsun. Eskisi gibi sevmiyor, eskisi gibi onu düşünmüyorsun. Sanki geçen her saniye senden biraz daha uzaklaşıyor. Öyle ki o acının sana ait olmadığını; hiç yaşanmadığını, hiç başına gelmediğini sanıyorsun. Her şey kolay geliyor o an.

        Tam da o anda çark tersine dönmeye başlıyor. Anılar, saklandıkları yerlerden yavaş yavaş çıkıp geliyor. Burnunun dibine kadar sokuluyorlar. Karşına dikilip meydan okuyorlar.

        “Ee, siz gitmemiş miydiniz?” diyorsun.

        Kalbinde birer yara olarak kalıyorlar.

        Sinirle kalkıyorum oturduğum masadan.

        Bugünlük bu kadar çalışma yeter…

⸻⸻

        İşten çıktıktan sonra ufaklığı okuldan almaya gidiyordum. Radyoyu açtım. Reklamlar vardı. Sonra radyodaki adam oradan buradan konuşmaya başladı.

        Bir şarkı çaldı. Çalan parçayı ilk kez duyuyordum. Şarkı bitmek üzereyken, “Sıradaki şarkı benim olsun,” diye içimden geçirdim.

        Çarkı tersine çevirmiştim.

        Şarkı başladığında anladım. Sen gelip yanımdaki boş koltuğa oturdun. Öylece bana bakıyordun. Gözlerimin içine bakarak o şarkıyı söylediğin anı, uykuya dalmadan önce gözlerimi her kapattığımda yeniden hayal ederim oysa…

        Kar başladı. Hava o kadar soğuk ki cama düşen her tanesi donup kalıyor. Sen soğukları sevmezdin. Her soğuk günde kapıdan içeri girdiğinde kollarını kendine sarıp gülümserdin ya… Sana her sarıldığımda duyduğum huzur içime dolardı. Isınırdık.

        Merak etme, kızımız sımsıkı giyiniyor.

        “Pembe atkım,” diye tutturuyor kapıda montunu giyerken.

        Onu ilk gördüğüm an daha dün gibi aklımda. Odaya girdim; pembe giyinmiş bir melek karşımdaydı.

        Sen vermiştin onu kucağıma…

⸻⸻

        Neyse ki okula geç kalmadım. Dağılmalarına beş dakika daha var. Okulun bahçesindeki ağaca yaslandım. Kar tutmaya başladı.

        Bizimki, okullar tatil olacak diye kesin seviniyordur.

        İşte melek yüzlüm geliyor. Gözleri, burnu, elleri, koşuşu bile seninki gibi. Sanki küçük bir kopyan…

        “Baba, kar!” diye bağırıyor daha yanıma gelmeden. “Kar topu oynar mıyız?”

        “Oynarız tabii ama tutması için biraz daha yağması lazım,” diyorum.

        “Okullar tatil olacaksa hep yağabilir, fark etmez!” diyor.

        Birlikte gülüyoruz.

        Yolda, “Annene uğrayalım mı?” diyorum.

        Çark tersine dönmeye başlıyor.

        El ele yanına geliyoruz. Bu kez ben veriyorum onu sana. Elindeki çiçekleri başucuna koyuyor.

        İki meleğim yine karşımda…

        Gözümden akan iki damla yaş, karla karışıyor.

        Dünya dönüyor…