Mahmut operasyondaymış. “Gelemiyorum,” dedi. “Abi, hep böyle zamanlara nasıl denk getiriyorsun?” diyor. “Ama yengemi özledim,” dedi.
Ben normalde seni öyle özleyecek adamın aklını alırım da Mahmut olunca kızamıyorum mevzuya.
Yani bir akşam sofrayı erken kur da arayalım çocuğu. Yalnız önceden anlaşalım! Sen böyle Türkan gibi bakma bana. Sonra bütün gece dalıp gidiyorum sana, çocuk da benimle iki kelam edemiyor. Ayıp oluyor.
Güldün mü yine sen? Ah, yine vurulduk be! Ulan, bu kara sevda yüzünden adımız kedi gibi dokuz canlıya çıkacak. Bak, şimdi vazgeçtim! Sen hep Türkan gibi bak bana be. Varsın son nefesim senin gözlerin yüzünden olsun. Şeref duyarım! Üstelik hakkını verir, öyle bir ölürüm ki yedi cihan gelse çözemez mevzuyu. O Mahmut gelsin, neyi incelerse incelesin!
Gerçi biliyorsun, yarım kalmak bize yakışmaz. İnceden bir not yazar, sana olan aşkımı anlatır, gömlek cebimde taşırım. Her gece sensin sorunumuz. Masaya yatıra yatıra çözemedik ki mevzuyu. Bir büyüğe sormaktan yorulduk. Ciğer desen beş para etmez bu saatten sonra; eriyip gitti. Bir tek kalbim sağ kaldı, biliyor musun?
Bak, şimdi takıldı kafama. Bu Mahmut bu mevzudan mı gelmiyor acaba? Çocuğun da kafasını ütülüyoruz. Ee, racona ters bir şey de diyemiyor. Gerçi Asya deyince gözleri nemleniyor, bizimle oyalanıyor çocuk. Onun da kaçışı oluyor.
Boş ver, bizi kessinler rakı masasında. Ben senin için paramparça da olurum. Mahmut gelsin, incelesin! “Abi, ne güzel kesmişler adamı,” desin. Gıkım çıkarsa namerdim.
Yok, içmedim. İçmem ben senin olmadığın masada. Zehir zıkkım olur her şey. “Sarhoş musun be adam?” dersen, hah, bak orada haklısındır. Sarhoşumdur; gözlerine baktım az önce. Biri girsin hemen koluma, düşerim şimdi.
Gülümsedin mi sen? O zaman öldüm ben! Yarın ikindiye kaldırırlar beni. Hoca, “Nasıl bilirdiniz?” dediğinde bari bir kere olsun “İyi bilirdik,” dersin be! Giderayak bir kerecik iyi olayım senin gözünde. Sırf bu yüzden bile ölünür be! Herkese iyi oldum da bir sana iyi olamadım hayatımda. İyiler hep mi kaybeder be?
——
— Mahmut Komiser’im, bir olay var!
— Ne olayı?
— Komiserim, bir kaza olmuş. Araba kazası…
— Ben ne yapayım oğlum, kaza olduysa? Bizi ne ilgilendirir?
— Komiserim, olay sizin mahallede olmuş.
— Nasıl bizim mahallede? Doğru dürüst anlatsana şunu!
— Komiserim, nasıl anlatacağımı bilemedim ki…
— Dümdüz anlat evladım!
— Komiserim, şahıs markete giriyor, bir büyük rakı alıyor. Biraz da beyaz peynir, efendim…
— Rakı sofrası kuracakmış desene!
— Efendim, biraz da salatalık almış…
— Ne anlatıyorsun oğlum sen?
— Efendim, araba çarpınca torbası elinde kalmış. Bilgiler oradan…
— En çok kim içer bizim mahallede?
— Rakısını da içememiş ki…
— Kimmiş ulan bu şahıs?
— Efendim, kazada maalesef bir kişi hayatını kaybetmiş.
— Evladım, delirttin beni! Kimmiş, kim?
— Efendim, şey… Abinizmiş.
— Ne demek ulan “abinizmiş”? Bir yanlışlık vardır orada.
— Efendim…
— Evet, en çok abim içer de… Ne ölmesi?
— Üzgünüm efendim.
— Efendini yerim! Adam gibi araştırın olayı. Hem benim abim tek kişilik ölmez.
— Komiserim, başınız…
— Ulan, doğru dürüst inceleyin olay yerini! Çek git, gözüm görmesin seni!