4 Mart 2015 Çarşamba

alın yazısı..

        Ali, hayatında her ne varsa özlerdi. İlk olarak çocukluk yıllarında annesini özledi.

        Fatma, babasının zoruyla daha on sekiz yaşındayken evlenmişti. Kocasını ilk kez onu istemeye geldiklerinde görmüştü. Hüseyin uzun boylu, saçları yaşına göre az, zayıf bir adamdı. “Hayat onu erken yaşta yormuş,” diye düşünmüştü Fatma. Hüseyin’in hayatı hakkında doğru dürüst hiçbir şey bilmediği hâlde bunu gözlerinden anlamıştı.

        Birbirlerini doğru dürüst tanımayan iki insanın aynı evin içinde mutlu olabilecekleri kadar mutluydu evlilikleri. Hüseyin, evine bakan ve Fatma’yı elinden geldiğince mutlu etmeye çalışan bir adamdı. Bu yaşına kadar fakir bir hayat sürmüştü. Küçük ailesini kör topal ayakta tutmaya çalışıyordu.

        Geçen iki yılın ardından bir çocukları olacaktı. Fatma’nın son gittiği kontrolde doktor, bebeğin cinsiyetinin erkek olduğunu söylemişti. Hüseyin belli etmese de içten içe hep bir erkek çocuğu istemişti. Fatma, “Erkekmiş,” dediğinde Hüseyin’in gözlerindeki pırıltıdan onun gizliden gizliye bir erkek çocuk istediğini anladı.

        O gün Hüseyin, Fatma’yı dışarı çıkarıp istediği her şeyi aldı. Bütün hamileliği boyunca ona çok yardım etmişti. Ali dünyaya geldiğinde bütün dünyaları o olmuştu. Oğlunun dertleriyle, sıkıntılarıyla uğraşmak Fatma’ya her şeyi unuttururdu.

        Sonra bir gün Fatma, Ali daha iki yaşına yeni girmişken âşık olduğu adamla kaçıp Hüseyin’le Ali’yi bir başlarına bıraktı. Ali, aklı yeni yeni her şeye ermeye başladığında hissettiği bu duygunun özlem olduğunu öğrendi. Çevresindeki arkadaşları her “anne” dediğinde annesinin yokluğunu hissetti. Bir daha hiç göremeyeceği, dokunamayacağı annesini bir ömür boyu hem sevdi hem özledi Ali…

⸻⸻

        Hüseyin bir daha hiç evlenmedi. Kadınlardan nefret eder, yeni tanıştığı kadınların bile elini sıkmazdı. Küçücük oğluyla kendisini bir başına bırakan Fatma’ya karşı öfke doluydu.

        “Ben de evlenince yalnız kalacaksın, yapma böyle,” diyen Ali’ye:

        “Ben o defteri çoktan kapattım,” derdi. “Ben artık ancak yalnız ölürüm.”

        Ali babasına söyleyemezdi ama evlenip onu yalnız bıraktığında aklının onda kalacağını bilirdi. Birkaç senedir ciddi görüştüğü bir kız vardı. “Artık istemeye gitmemiz lazım,” dediği zamanlarda Hüseyin onu hep geçiştirirdi. Oğluna, “Sana düğün yapacak param bile yok,” diyemezdi.

        Her akşam oturup kenara koyduğu birkaç kuruşun hesabını yapardı. Hâlâ emekli olmamıştı. Ali’yi bir işçi maaşıyla büyütmüştü. Hüseyin bütün hayatı boyunca ayağını yorganına göre uzatmak zorunda kalmıştı. Paranın yokluğunu en çok bu düğün meselesi çıktığında hissetmişti.

        Ali askerden döndüğünde, çalıştığı fabrikada ona da iş ayarladı. Vardiyaları ters olduğu için birbirlerini görebildikleri zamanlar iyice azalmıştı. Bir masada oturup iki kelam edebildikleri vakitlerde muhabbet dönüp dolaşıp evlilik meselesine geliyordu.

        Bir sabah Ali gece vardiyasından döndüğünde babasını yatağında uyur buldu. Babasının işe gitmediğini hiç görmemişti. Hastalıktan yatak döşek yattığında bile vardiya saati gelince kalkıp işe gittiğine defalarca şahit olmuştu.

        Ali endişeyle babasının yanına gitti. Hüseyin, Ali’ye “Haftaya gidip şu kızı isteyelim,” diyemeden, hep söylediği gibi yalnız ölmüştü.

        Bir daha hiç göremeyeceği, dokunamayacağı babasını bir ömür boyu hem sevdi hem özledi Ali…

⸻⸻

        Ali fabrikaya doğru yola çıktığında ilk iş olarak bir sigara yakardı. Yol boyunca düşünür, Allah’a isyan etmek istemez ama “Böyle kader mi olur?” diye hayıflanmadan da edemezdi.

        Üç kuruşluk maaşıyla tek başına bekâr evini idare etmekte zorlanıyordu. Bir de evlenince neyi neye yettireceğini düşünüp duruyordu. Sevdiği kızın ailesi artık Ali’yi istemiyordu. Seneler geçmiş, kızın ailesinin yanında takılan yüzüklerden öteye geçememişlerdi.

        Ali’nin ailesi olarak yanında yalnızca iki arkadaşı vardı. Sevdiği kızı babasından kendisi istemişti. Uzayan nişanlılık, kızın babasının sabrını da tüketmişti.

        “Ondan sana hayır yok. Çıkarıp atacaksın o yüzüğü,” diyordu kızına.

        Sevdiği kız, ailesinin baskısına daha fazla dayanamadı. Bir gün hep gittikleri pastanede yüzüğünü masaya koyup çıktı. Ali ne kadar konuşmak istese de bir daha onunla görüşmedi. Babasının artık bu işi kabul etmeyeceğini biliyordu.

        Çok geçmeden kız, uzaktan bir akrabalarının oğluyla sözlendi. Birkaç hafta geçmeden nikâhlarını kıydılar. Sütten ağzı yanan babası bu kez işi uzatmadı.

        Ali, sevdiği kızı kocasının memleketinde yapılacak düğüne giderken son kez gördü. Bir daha hiç göremeyeceği, dokunamayacağı sevdiğini bir ömür boyu hem sevdi hem özledi Ali.

        Alın yazısıydı bu, değişmezdi…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder